böyle işte benim hikayem. eskiden yaşadıklarınıza hayranlıkla bakmaktan ibaret. biraz hasret serpiyorum aralarına, ordan burdan aldığım notları sıkıştırıyorum en sevdiğim bölümlerin bulunduğu sayfalara. birileri gidiyor sessizce, çok sonra fark ediyorum. sessizler, çok sessiz. bilirsin, korkarım yalnızken sessizlikten. her şey sabitken ve çok sessizken.
çok demişken, kafamı meşgul edecek pek bir işim olmadığı için, hatta belki de kendimi fazla sınırlandırılmış ve yalıtılmış hissettiğim için çok şeyi çok özlüyorum. yaşlı halimi düşünmeye koyuluveriyorum durup dururken. demek böyle oluyormuş filan diyorum. geçmişe özlemler, ağıtlar, anılar, gözlerin dolması/dalması.
kaynayan suyu almam lazım şimdi ocaktan, tasarruf etmeye karar verdik bir süreliğine. kendime bir kahve hazırlayayım, döneceğim sana. hatta istersen, sana da hazırlarım. güzel hazırlarım kahveyi, elime yakışır. karşılıklı içeriz sonra, bana gerçekdışılıktan filan bahsedersin. ben de sana son zamanlarda en sevmediğim kelimeleri ne sık kullandığımdan bahsederken ağlamaya başlarım yine. ne olduğunu anlamayız bile. fincanı tutuşum hoşuma gitmiştir o an, iç çekerek ağlatan da odur beni. hiç deyip geçmeyi yeğlerim ama, üstüne gidilmesin çanağın çömleğin, ne gerek var?
pencere tarafına çeviririm başımı, fincanlar boşalır ama yavaşça. terk ediş gibi, kaçış gibi, korkmak gibi; sessiz ama birden.
- nerede?
-içeride, ulaşamayacağın kadar içeride.
-çok mu iyi sakladın?
-iyice sardım, sarmaladım, kimse bulamaz, bulsa da ulaşamaz.
-bu kadar değerli mi?
-bu kadar değerli.
plan yapma, gelecek hakkında kafa yorma, hayal kurma, ümitlenme; nasılsa şans onu tam tersine çevirecek. yine yanılmıyorum. unuttuğum noktalarda bana hatırlatma mailleri gönderiliyor.
tatilden dönmek zor oldu. o yollar, bitmek bilmediler. trajikomik anılar edindim. fakat bundan ziyade, buraya ilk gelişimde yaşamadığım sıkıntılarla boğuşuyorum. ciddi biçimde alışamadım. felaketin içinde çiçekler topluyor gibi yapıyorum biraz olsun mutlu hissedeyim diye. ama bilirler ki ben, toparlanmayı başarmışımdır. biraz zaman alıyor, o ayrı.
iki, hadi en fazla 3 yılımı buraya gömeceğimi düşünerek gelmiştim. gün geçmiyor ki kötü haberlerin ardı arkası kesilsin. sanıyorum, hatta sanmıyorum eminim, buraya çakıldım. hayalimdeki meslek, hayalimdeki çalışma ortamı, kısacası hayalimdeki gelecek bu değildi. umutlarım bunlar değildi. umut ettiklerimin yakınından dahi geçmeyen bir şeylerle içiçeyim. içimi açamayacak kadar hayatımdan dışlanmış durumdayım.
asiyim, isyankarım ama inanın bana bunların hiçbiri bir işe yaramıyor. neyse, fazla büyütmemek lazım. ne de olsa hayat devam ediyor. benim hala umudum var.
pis işlere bulaştıktan yıllar sonra yeniliğe hasretmiş de kurtulmak isteyip kendimi çekemiyorum şu hayattan. ölüme yaklaştım bir beden daha diyor yaşlı, bedenin diyorum ben, ne kadar da tükenmiş, neredeyse yok.
park boş, hava soğuk. ellerimi ceplerime ek eldivenler de ısıtmıyor; oldum olası üşürler.
bugün kaza, bugün feci, acılı gibi; dilim, tırnak diplerim, elimi sürdüğüm gözüm, her yanımı yakıyor. çok yorgunum, bir şeylerin farkına varmışlığın yorgunluğu. ne olur amca, başımda dikilme, bu bank bugünlük benim olsun, diğerinde idare et; ne kalkacak dermanım, ne kalkarsam gidecek yerim var. acı doluyum, acılıyım. ve rüzgar, öyle sert ki. ciddi üşüyorum. ev düşlüyorum, sıcak. mayıştığımı o evde. uyuduğumu, ama rahat. rüyalar görüyorum, renkli ve dolu dolu. neşeliyim o zamanlar, elimde bir şeyler var, eğlendiriyor beni. şarkılarım daha gür, daha canlı. yerimde duramıyorum, annemi öpüyorum yüz kere. önce gülümsüyor, altmış sekizden sonra beni itekliyor. babam yine kanepede uyuyordur şimdi, babaannem yerli dizisini izlerken. arada uyanıp kumandayı arar, yarı anlaşılır tonda sorar neden değiştirdin?
hava gerçekten soğuk, burası evim değil üstelik. bir yabancının kanepesinde ayaklarımı uzatmış, saçma sapan bir dergi kurcalıyorum. bir sayfasından hatta, bakın, gemi yaptım. o şarkıdaki gibi kulaklarımda, o gemide ben de olsaydım.
ah, uzanıyorum işte, tepemde ufo, beynim kaynamış, hayal bile kuramıyorum. ama hakikaten çok soğuk. ellerim ve ayaklarım özellikle. öf ama ceceli bi sus artık, çekilmiyorsun!
sabah erkenden yola çıkıyorum ve içimde bir şeylerin ters gideceği yönünde garip ve istenmedik hisler var. sensei youfuc'un tavsiyelerine uymaya özen gösterip pozitif düşüncelere dalacağım. deneyeceğim tamam. evhamlıyım. stresliyim. deliriyorum. yolculuktan nefret ediyorum. bana şans dileyin. öpçük.
bazı şeyler var uzun süre katlanamıyorum.
örneğin blogumun görünümü. uzun süre aynı kaldığında darlanıyorum. blogumun görünümünü değiştirerek bunalıma karşı koyuyorum belkidir?
sonra müzikçalarım. içindekileri değiştirmeye kalksam ne zaman, asla vazgeçemediklerim, zaman zaman aradıklarım, taktıklarım, günaydınlıklarım derken hiçbirini silmeye varmıyor elim. derken derken, yeni bir müzikçalar alıp fullüyorum. müzikçalarlarıma bakarak ne dönem neşemin tavan yaptığını, ne dönem yerin dibine geçtiğimi anlıyorum biraz da.
en son gözlüğümü değiştirdim. bunca lafı da sırf bunu haber vermek için harcadım. hiçbir gözlüğümü sevmediğim gibi bunu da pek sevmedim. ama net görüyorum dünyanızı öhm.
benim için ne yapabileceğini sorsaydı ona benim için bir öykü yazmasını söylerdim. benim için başka ne yapabileceğini sorsaydı, benim için ikinci bir öykü yazmasını isterdim.
bir demlik dolusu yalnızlık çayı, oturuyor sobanın dibinde. sağ dizi yanarken, sol dizinde karıncalanmalar soğuktan. bireyselliğe fazlaca alışmış olacak ki, muhabbete katılmıyor. çayından bir kendi içiyor ve dinliyor. ah be Muhsin Abi, bir de konuşabilsen... kim bilir neler dökülecek dilinden. bir el kalkıyor cihana hükmeder gibi, fazla osmanlıyım der gibi, tokat gibi, acı verir gibi, karşısındaki inler gibi bir ses çıkarıncaya kadar: özür dilerim.
vakti daralıyor her şeyin. beraberinde götüreceği "şeyler" listesine şöyle bir göz gezdiriyor. neredeyse hiçbir haltı yok elinde. uzun ama rahat bir yolculuk olacak. belki de hiç bitmez, kim bilir. dönüş yolu olmayabilir de, olursa da hediyelik eşya dükkanlarının kölesi olmayacak, o yalnız. hayali de olsa kimsesi yok; hayal gücünü bu yolculuğu yapmak için biriktirdiği paraya katkı yapmak amacıyla amatör bir fotoğrafçıya düşük faizli vadeyle sattı.
yolculuk fikri nerden çıktı bilmiyor hala. çayın bitmesine epey vakit var, bu esnada düşünecek sanırım.
ah be muhsin abi, hep mi yanılır insan? biraz bana benziyorsun sen de.
soğuk bir memleket hayali kuruyor. örneğin alaska. its so cold in alaska diyor aklından geçen şarkıda. hak veriyor pek az harita bilgisine rağmen. evet, diyor, alaska soğuk ve bu tam bana göre.
sağ dizi mayışıyor, sol dizi alaskada kara kışta. ayağa kalktığında sendeliyor, bir dizi havada.
lanetli ayın, kederli gününde doğdum. bebekliğimde terslik aşıları yapıldı. geçirimsiz topraklarda geçimsiz büyüdüm. alttan almayı, akabinde ağzına sıçılmayı öğrendim; akıllanmadım. iyilikten maraz doğdu, kırıldıkça kırıldım. üst üste birikebilen, hatta iç içe geçirilebilen hayal kırıklıkları edindim. hayallerim daima suya düştü. özen gösterdiğim her şey nefret ettiğim şeylere dönüştü. planlarım her zaman plan olarak kaldı. yanlış seçimler yaptım. yanlış kararlar verdim. iyi şeyler beni bulmuyor, hem de hiç.
kolay kolay değişmeyeceğimi düşünürdüm. elbette yanılıyorum, yanıldığımı daha önce kendime kanıtlamıştım. yaşadığım yerle mi alakalıdır, emin değilim, ölene dek benden kopmayacak özelliklerim vardı, pek çoğu gitti. şu evrede de, ölene kadar bende olmayacak özellikler edindim farkında olmadan. havasına bok atmak istemiyorum ama, daha fazla üzülür, daha fazla eş dost varlığı hissetmek ister oldum. birilerini arayıp susuşunu dinlemek bile istiyorum bazen.
ne diyeceğimi de unutuyorum. yine unuttum. çok bedbahtım bu ara, bana dokunan yanıyor. youfukçuğum çay demlemiş, o bile kurtarmıyor.
tek isteğim evde kıçımı sıcağa dayayıp saatlerce uyumak. bir de patates kızartması.
cesaret veriyor insana. biraz melankolik dursa da, ben evet, şey, tam kalbimde hissettim az önce; dediği gibi: her şey çok güzel olacak. hala uzak ihtimal gerçi, 2011'e alışamadan 2012'nin gelmesi gibi. üst üste ve tabi ağır.
biraz peynir kokuyorum, dudaklarım tuzdan yanıyor; el uzantısında su şişesi, şu köşem yaz köşesi. bir şarkı çalınır yine kulağıma, ucundan bucağından tanışırız: herkesin hala umudu var!
gece karanlık, yıldızları sevsem de, seni daha çok seviyorum kahvaltıda sürpriz yapan sarma!
bu geceden itibaren beni fark etmen dileğiyle güneş, günaydın.
yeni bir yıla daha girerken dün, üstün dökmen beyefendi bu yıl da kıyametin kopmayacağına dair yüzde bir milyon garanti verdi ve iyi bir yıl dilemenin geleneksel boyutundan bahsederken ben biraz sızmışım. ne de olsa çılgınlar gibi eğlendik! OOOOlamayalım hepiniz kendi çapınızda eğlendiniz sonuçta. pek çok kişi gibi bilet almamış olmasına rağmen arkadaşlarım da ulan kırk milyon tele bana çıksa naapardım hayalleri kurdu. ben naapardım bilmiyorum. gerçekten bilmiyorum. düşünmeden harcardım her bu kadar parayı banka hesabında görmemiş insanın dileyebileceği gibi.
biliyorum hepiniz açıktan yaut gizliden birilerinden bir şeyler dile(n)diniz ama size yüzde kırk milyon tele garanti veririm gerçekleşmeyecek efefefefefefefeff o kadar şey de tanrıdan dilenir zaten anca.
neyse efenim, adettendir bir iki kelam edeyim. eski yılı eleştirmek gibi olmasın, kırgınlık küskünlük girmesin araya da bana az getirisi benden çok götürüsü olan bir yıl oldu. ama iyi de ders oldu. hayatta hep kazanacağımı falan zannediyordum akıl parası oldu. oldu da oldu.hayatıma dahil olan, hayatımdan defolup giden tüm hayvan dostlarıma evvela teşekkürü borç bilirim. hayvan da olsa dost dosttur. kendilerini çok üzdüğüm için annemden başlayarak tüm ailemden özür diliyorum. buraya yazıyorum çünkü bunu yüzlerine söyleyemeyecek kadar her türlü sıfata sığınabilirim. benden özür dilemesi gerekenler varsa sıraya girmesinler sağdaki gişeden alıyoruz onları-vallahi iyi niyet. sonra, işte iş güç sahibi filan oldum. az da olsa para kazanıyorum, karnım doyuyor çok şükür. memurdan beklenen de budur efendiler, şükretmek, ediyoruz çok şükür. hatırlamak istemeyeceğim birtakım şeyler de olmadı değil. e o zaman toparlayıp iyisiyle kötüsüyle bir yılı daha devirdik diyeyim.
iyi yıllar.
seni seviyoruz teyah.
günlerden cumartesi. sağlam uyku uyumuşum. en uzun uyuduğum cumartesi ve en uzun baş ağrısını çektiğim; halen ağrıyor kerata. aşığı olmuşumdur uykunun fakat son zamanlarda-ki zaman zaman haftalık/aylık olmak üzere tekrarlanır-sürekli yorgun uyanıyorum. sebebi de rüyamda çok fazla aksiyona girmem. herhangi minik bir mevzuyu rüyamda fazlaca dallanmış halde birebir yaşamaktan öldüm-gönderme: gülnaz/öldüm burda.
bir ara rüyalardan mana çıkarmaya acayip takmıştım. baya baya takıntı haline gelmişti. bir de öğrenmiştim ki rüyayı ilk nasıl yorumlarsan o yöne gidermiş. o yüzden rüyada ölünce anneeem, ömrüne ömür katılmış senin derlermiş meğer. her şeyi evirip çevirip orasından tutup burasına bağlayıp dolandıra yollandıra muhakkak iyi bir yön bulabilen bir arkadaşım mevcuttu, rahmetle anıyorum, kendisi de 3. nesil bisktrolup gidenlerdendir. her sabah bir telaş yanına koşar rüyamı anlatırdım. dinler bana güzel bir şeyler söylerdi. ben de sevinir, umutlanır, güzel bir şeylerin olmasını beklerdim. arada bir haftalık rüya görmeden geçirdiğim zamanlar olurdu da sanırım rahatlardı bu aralarda.
sanırım fazla çaresizdim ve beni umutlandıracak herhangi bir şeye ihtiyaç duyuyordum ve kurtarıcım rüyalarımın bana getireceği mutluluklar silsilesi olmuştu.
her zaman olan şey oluyor ve ben yine bir şekilde, her şey yerli yerindeyken, öyle olduğunu zannederken meğer pazılın yanlış parçalarını yerleştirmeye çalışıyorum uygunsuz boşluklara. kararlarımın ne derece yanlış olduğunu gösterip beni hatalarımdan ders almaya sevk eden her bireye tek tek teşekkür etmek istiyorum; yardımlarınız paha biçilemez fakat yıpranıp yaşlandırıyorlar mı ne? ya da neyse yeniyılı suçlayayım birkaç gün daha bekleyip.
bu sıralar da kahve falına sardım. fincanı kapatıp açıl susam açıl diyorum, açılıyor. fincanda envai çeşit hayvan görünüyor. bu gece kısmette at, inek, tilki ve saylangoz vardı-hepsi tamam da salyangoza bozuldum, en iğrendiğim hayvanlar, hayvanı da geçtim böcek ya, bildiğimiz böcek, listesinde ilk beşe girer. unutmadan bakayım da yarın ona göre adım atarım.
bu arada evden ayrılmadan önce baktırdığım falda çıkan bana çok yardımı dokunacak bayan hala piyasada yok ne iş?
şu çalan şarkıyı da kimlere kimlere armağan edeyim.
şu çalan şarkı demişken, in the mood for love' ı hatırlatmamak edepsizlik olur.
sonra köşede kıvrılır uyurum da zaten.
sevgili annem,
uyuyor olamazsın.
ev dışında herhangi bir yerde olman imkansız, gidebileceğin her yeri aradım.
sabahtan beri babamla da konuşmamışsın-laf aramızda bozuk sana.
babaannem de ahizeyi kaldırmayı biliyor; hatta o ahizeden çok ala laf sokar.
bugün eve siz ev ahalisinden başkası da uğramamış.
ee annecim,
ben seni bir akşam uyuyakalıp da aramadığımda,
1. teröre kurban gitmiş
2. kafasına taş yemiş
3. kaçırılmış
4. araba çarpmış
5. kısacası ölmüş yahut hastanede oluyorsam,
sen neredesin be kadın!
demez miyim?
otobüs yanaşacak ve şoför sana gülümseyecek. pencereler parıldayacak ve cebinde bol bozukluk olacak. sol tarafıbdaki tek koltukların sonuncusu üzerinde adın yazıyormuşçasına boş olacak, en sevdiğin koltuk. otobüs yola çıkacak ve kavşağa yaklaşırken ışık yeşile dönecek. ay çekirdeği yiyen çocuk, kabukları kahverengi kesekağıdına dolduracak.
yaşlıca denetçi sana bilet sormayacaki şapkasına hafifçe dokunup hoş bir ses tonuyla iyi geceler dileyecek.
güzel bir gün. çünkü doğum günün. zekisin, güzelsin ve önünde koca bir ömür var. dört durak sonra kordonu çekeceksin ve şoför sadece senin için duracak.
otobüsten ineceksin, kimse seni ititp kakmayacak. sen inmeden kapı kapanmayacak. otobüs hareket edecek, yolcular senin adına mutlu olacaklar. ay çekirdeği yiyen çocuk sana nedensiz el sallayacak, gözden kayboluncaya kadar.
kim ne yapsın nedeni, bu bir doğum günü ve doğum günlerinde güzel şeyler olur. sana doğru koşan köpek yavrusu başını okşadığında kuyruğunu sallayacak. çok önemli günleri köpekler bile hisseder.
dairende insanlar seni karanlıkta bekliyor olacaklar, ikinizin seçtiği harikulade mobilyaların arkasında. kapıyı açtığında fırlayacak ve "Sürpriz!" diye bağıracaklar. sen gerçekten şaşıracaksın.
herkes orada olacak, sevdiğin bütün insanlar. sana en yakın olanlar ve en çok değer verdiklerin. sana getirdikleri ya da tasarladıkları armağanları verecekler. yaratıcı armağanlar, aynı zamanda yararlı.
komik arkadaşlar eğlendirecek, zeki olanlar seviyeyi yükseltecek. kederli olanlar bile içtenlikle gülümseyecek. yemekler leziz olacak, ardından çilek ikram edilecek ve kentin en iyi dondurmacısından alınmış vanilyalı milkshake ile o da aşılacak. Keith Jarret CD'si çalınacak ve herkes dinleyecek. bir plak çalınacak ve kimse kendini hüzünlü hissetmeyecek. yalnız olanlar o gece kendini yalnız hissetmeyecek. kimse "Süt mü, krema mı?" diye sormayacak, çünkü artık herkes birbirini çok iyi tanıyor olacak.
sonunda gidecekler. seni öpmelerini arzuladıkların seni öpecek, öpmelerini arzulamadıkların elini sıkmakla yetinecekler. bir tek o kalacak, birlikte yaşadığın erkek, hiç olmadığı kadar müşfik ve anlayışlı.
isterseniz sevişeceksiniz ya da seni güzelce yağlayıp masaj yapacak, Bedevi dükkanından senin için satın aldığı özel yağ ile. halojen lambayı kısacak-yeter ki iste- ve sonra, onun kolları arasına kıvrılıp şafağın sökmesini bekleyeceksin.
ben de orada olacağım o sihirli gecede, vanilyalı milkshake içip içtenlikle gülümseyeceğim. ve gitmeden önce, istersen, seni öpeceğim. istemezsen, elini sıkmakla yetineceğim.
topluluk halinde yaşanan yerlerde karşılaşılan pek çok zorluğa karşı alınabilecek tedbirler oldukça basit aslında. can sıkmaya sebep yokmuş. hiç hem de.
kendimi bildim bileli ttnet bağlantım problem yaratmıştır. buraya-cizre-geldim geleli yine sorunlarla mücadele etmekteyim ve yılmadan haklı davamı savunacağım. her ne kadar ttnet yetkilileri bana karşı olsa da, sık sık sehpadaki telefondan yetkiliye bağlanıp, ne olacak halimiz konulu dertleşme seremonizimi gerçekleştiriyoruz.
her defasında çözümsüz kalan soruna nihayet kökten bir çözüm bulundu : Aile Profili. bu da demek oluyor ki artık youtüpe giremiyoruz-allahtan vimeo erişilebilir durumda.Leyla ile Mecnun'u nasıl izleyebilirim telaşına düştüm aciliyetle.
daha önceleri film indirilmesinden, porno izlenmesinden, oyun oynanmasından şikayetçi olan sayın (!) müdürümüz en ilkel halinde düşündü ve en basit çözüme ulaştı.
biz bir aileyiz derken şaka yapmıyordu, artık eminim.
sayın ailem, beni koruduğunuz için size minnettarım.
yeryüzünün bilinen ve sıradan hatta bazen uyduruk, fazla normal bir parçasında yaşayan sıradan, basit yapılı, kolay anlaşılır, sade insanlarının günlük, haftalık, zaman zaman, çoktan seçmeli düzanlatımı.
sabah olmuş sanırım uyuyakalmışım, boynum tutulmuş, sağ tarafı. yatak ne kadar sıcaksa odanın içi o derece soğuk, kalkınca anladım. sevmediğim halde perdeyi açıp sokağa bir göz atmam lazım. kuş var mı diye değil, bulutları görmemek için gökyüzüne bakmalıyım. bot giymeyi sevmediğimden üşümediğini hissederek ayakkabılarımı giyebilmem için bir neden, ufacık bir neden bulmam lazım.
küçücük de olsa bir neden bulmam lazım. anlamadığım bazı şeyleri anlamam için neden bulmam lazım. bu defa sormadan, aynı şeyleri tekrarlattırmadan, bahane duymadan, kendi kendime bulmam lazım.
bahara yaraşır güneş ısıtmıyor bile sırtımı. yine de yürüyeceğim;ellerimin üşümesini çok seviyorum. ellerim soğukken merhabalaşmaya bayılıyorum. bu yüzden kış boyu eldiven kullanmam. hayır, şaka yapıyorum. bazen öyle soğuk oluyor ki eldivensiz dışarı çıkamam.
sokak sessiz, belli ki tüm köpekler uyuyor hala. tek duyduğum ayakkabımdan gelen uygun ritimdeki topuk sesi. beni benden aldı yine. bu uyum beni öldürüyor. küçücük şehirde onca sesin içinden seçerim günün hangi vakti olursa olsun bu ahenk dolu sesi. " tık tık tık tık..sağ'tık, sol'tık, sağ'tık, sol'tık"...
sağ topuğum yere sürtünüyor birden. her defasında en güvendiğim beni ilk üzen olur. sağ ayağıma öyle kuvvetli güvenirim ki. şehri duymaya başlıyorum yine. köpekleri, ağlayan çocukları, çöplerin sokakta dalga dalga dönüşünü duyuyorum. aynı kaldırımda, aslında ne kadar da yabancı olduğumu hatırlattığı için kızıyorum ayağıma.
ama uzun sürmüyor, kolay affederim ya hep, affediyorum sağ ayağımı yine o tatlı ritmi yakaladığında. tek vuruş, diyorum ya tek vuruş, yetiyor. ta ki sağ ayağım, en güvendiğim, yeniden yere sürtene, ritmimi bozana, beni acıyla yüz yüze getirene kadar.
to speak figuratively, I'm like an apple; sweet, brittle and poisonous.
how cute i may be?
ilgisizm
bir objeye
bir eyleme veya bir kimseye
olguya
belirli bir süreklilikle bağlanmam
ilişki kurmam.
günün duası
lütfen bugün de akşama kadar uyuzluk yapıp, dışarı çıksaydım da biraz yürüyüş yapsaydım ama kimse gelmedi benimle ya olsun kendim gitseydim ne var şimdi gideyim ama geç oldu zaten yemek yiyeceğiz şimdi ne gereği var yemeğimi yer kahvemi içer filmimi izlerim deyip geceyarısını üç saat geçe tüm bunlardan pişman olmayayım.